Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv          Rss Listesi
 

Lütfen Seçiniz - El Değmemiş Aşkların Hijyenik Mutlulukları - Barlife Haber, Yeme İçme Gezi Giyim Eğlence Gece Hayatı ve Magazin Haberleri Portalı
   
 

Leyla ÖNDER ¬

Nurten KARA

 El Değmemiş Aşkların Hijyenik Mutlulukları

El Değmemiş Aşkların Hijyenik Mutlulukları
 Yazı Boyutu

 Tarih : 19.06.2009 - 15:30:57 


Elvan Gazozları içip bir ooh diyebildiğimiz yıllardı henüz o yıllar

Ekranlar henüz bu denli kirlenmemiş, teknolojiye, strese, çağın hastalığı depresyona henüz bulaşmamış ve şehirler de daha bu kadar büyümemiş olduklarından, büyükşehir keşmekeşini ve kopukluğunu da yaşamadığımız yıllardı.. Yeni komşularımız geldiğini veya mahalleden komşularımızın taşındığını, ancak apartmanımızın önüne parkeden nakliyat kamyonlarını gördüğümüzde anlamıyorduk..

Biliyorduk kim olduğumuzu ve kimlerle beraber aynı dünyayı paylaştığımızı. Yan komşuda pişen yemeğin veya kavrulan un helvalarının kokusu mutlaka yayılmıştır diye kapımız çalınıp, komşumuz Hayriye Abla’nın ‘’Kokmuştur komşucum’’ diye getirdiği tabağın elimize tutuşturulduğu ve biz o tabağı boşaltıp getirene kadar annemizle kapıda laflandığı yıllardı o yıllar.

İşte bu güzel ve masum yılların aşkları da henüz kirlenmemişti..Bu aşkın aşıkları da dönemine yakışır masumlukta aşklar yaşarlar, birbirlerine olan aşklarını mektupların sarı sayfaları üzerine özenle yazarlar ve aşklarına bir karşılık verilmesini hevesle beklerlerdi. Karşılık geldiğindeyse, bu aşka derin bir kutsiyetle sarılınır, beraber geçirilmek üzere yaratılabilmiş her türlü anın kıymeti şiddetle bilinerek, buluşma zamanları içi içine sığmaz bir heyecanla beklenirdi henüz o yıllarda. Buluşmalar da çok sık ve uluorta yaşanmazdı zaten. Yaşanamazdı çünkü!

Ne bu kadar çok alışveriş merkezleri vardı gidilebilecek, ne de harcanabilecek bu denli bol para. Üzerlerine gül suyu serpilmiş muhallebiler, pastane köşelerinde veya derme çatma tahta masaların atıldığı, yerdeki talaşların düzenli olarak sulandığı o hoş odun kokulu muhallebicilerde çalakaşık kaşıklanır, aşıkların birbirinin gözlerine dalıp gitmesi gereken gözleri de bir gören olup olmadığının telaşı ve endişesi ile dört dönerek etrafını tarardı.


Bu telaşlı sağa sola bakışmalar arasında karşılıklı gözlerin tesadüfen de olsa birbiriyle buluşması, yüreklerin yerinden fırlayıp da, uçacakmışçasına atması için yeter de artar bir heyecandı zaten henüz o yıllarda..Tabii aklın baştan uçup gitmesi ve tedbirsiz yakalanabilme ihtimaline karşılık, yakın komşu kızları veya küçük kardeşlere de gözcülük görevi verilmezdi değil hani. Gözcü olduğu durumlarda ancak karşılıklı bakan gözler birbirlerinin içine dalıp gitme fırsatını bulabilirlerdi.

Daha cesur âşıklar, ellerinde çekirdek külahları, muhitlerine uzak bir semtin yazlık sinemasının tahta sandalyelerinde yan yana oturup, kaçamak dokunuşlarının heyecanıyla o anın bitmemesi için içlerinden dua ederek, kahramanlarının yerine kendilerini koydukları aşk filmlerini bile izleyebilirlerdi. Ama eller birleşemezdi işte kolay kolay! O kahrolası arzu ile eller zaman zaman kelebek gibi havalanır, heyecandan ve sıkıntıdan içleri terlemiş ve genelde buz kesmiş parmaklar, karşısındaki eli avuçlayamadan genelde ürkekçe geri çekilirdi o yıllarda..

Çook sonraları, ilişki biraz miadını doldurup da iki aşığın karşılıklı güvenleri yerli yerine oturduğunda, eller sadece ellere dokunur, elleri tutar ve bu temas aşkın resmiyetini onaylardı bir anlamda.

İki bedenin birbirini kucaklayabilmesi için sabırsızlıkla beklenirdi çikolatalı ve çiçekli ‘’hayırlı bir iş’’ ziyaretleri..

Bu konukluğun zamanı geldiğinde evdeki divan örtüleri ‘’Çiti’’ ile çitilenir, su ikram edilecek bardaklar ve ‘’hayırlı bir iş’ in son imzası olacak kahve fincanları ‘’Mintax’’ la pırıl pırıl parlatılırdı. Evin tahtaları fırçalanır ve komşudan ödünç alınan sandalyeler itina ile yerleştirilirdi salondaki baş köşelerine..

Haa! Sahi! O yıllarda komşu kızları birbirinin çeyizine yardım da ederlerdi. Ve sandalye istemeye gitmişken, dantel televizyon örtüsünü bir an önce tamamlaması için sıkıştırılırdı Hayriye Abla’nın kızı.. Her gelin kızın rüyası olan ‘’Zetina’’ dikiş makineleri ile çeyizlik perdelerin, yatak örtülerinin pikoları çekilir, hayırlı bir iş ziyaretinde giyilecek yeni elbiseler dikilirdi çabucak..

O yıllar işte böylesi güzel yıllardı çocukluğumdan arta kalan. Ve o yıllarda hep el değmemiş aşkların hijyenik mutluluğu yaşanırdı genelde.. Ya da mutlu olmaya kodlanmış yaşamlar, ne kadar sarsıntı girerse girsin araya, kendilerini ‘’mutluymuş’’ gibi hissetmeyi ve ‘’hamdolsun’’ demeyi öğrenmişlerdi ve sorgulamazlardı başlarına geleni..
Kim bilir?..

Belki de bugünkü aşklara çok el değdiği için çabuk kirlenir oldu aşklar! Ya da? Ya da, hala el değmemiş aşklar yaşıyor olsa bile birileri bir yerlerde, yaşamı ve mutluluğu çok sorgular oldular!

Neyse ya!
Ben de zaten hangisi daha doğru veya hangisi daha mutluluk verici diye girmedim ki bu muhabbete! Hiçbir hayatın, hiçbir durumun ve dolayısıyla da hiçbir üzüntünün veya mutluluğun ömür boyu sürecek diye bir garantisi de yok, öyle değil mi?
Bütün imzalar mutluluk için atılmıyor mu zaten?

Bütün ilişkiler mutluluğu elde edebilmek için, doğru insanı bulmuşluğun düşüncesiyle yaşanmıyor mu?

Ana rahmine düşmüş bütün tohumlar, analı babalı büyüsün temennisiyle buyur edilmiyor mu gözlerini açtıkları bu karmaşık dünyaya?

Ama bazen yürümüyor işte.. Kopuyor bir yerlerde bir şeyler..Ya da koparılıyor!
Sadece temenniler veya söz vermişlikler, mutsuzlukların ve ayrılıkların önüne bir set çekemiyor.. Zaten neyin neyi getireceğini veya engelleyeceğini, kimin kimi mutlu edebileceğini kim bilebiliyor ki önceden?

Ama bir şeyler sanki çok hızla değişiyor artık.. Duygular bile! Tanışmışlıklar hemen aşka, aşklarsa korkulacak bir hızla nefrete dönüşebiliyor..

İşte bu kadar hızlı akan bir hayatın içinde, vıcık vıcık ellerin ve bedenlerin birbirine karıştığı ilişkiler de benim başımı döndürmeye ve soluğumu kesmeye yetiyor, elimde değil. Özlüyorum işte! Anne babalarımızın aşklarını düşünüp onlarla, onlar gibi mutlu olabilmeyi özlüyorum bazen. Yaşlanıyor muyum ne?

Naftalin kokuları arasında kalmış, el değmemiş aşkların hijyenik mutluluğunu hatırlar olduğuma bakılırsa?...


 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 15 Puan Verildi
 Kaynak :  NURTEN kARA

 Kategori  Lütfen Seçiniz

911 Kişi Tarafından Okundu.

Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

 
 
 

Tanıtım Videoları




 Köşe Yazıları

Abdulbeşir CEYLAN

Abdulbeşir CEYLAN ¬
TÜRKİYEde Sağlık Turizmi

Remzi CİĞERLİ

Remzi CİĞERLİ ¬
GECE HAYATININ KALBİ

Nurten KARA

Nurten KARA ¬
El Değmemiş Aşkların Hijyenik Mutlulukları

Merih BAYRAKTAR

Merih BAYRAKTAR ¬
KAHVE BİR YAŞAM BİÇİMİDİR

Faruk KIRKAN

Faruk KIRKAN ¬
İKİ DUBLE YETER Mİ?

Kerim YANIK

Kerim YANIK ¬
MİTOLOJİDEN BUGÜNE BİRA

Yıldıray YURTSEVER

Yıldıray YURTSEVER ¬
RASTGELE..

Seyfettin ÇALIŞKAN

Seyfettin ÇALIŞKAN ¬
İnciden Altına, Yüzükten Kolyeye Goldaş Şıklığı

Müge SEZER

Müge SEZER ¬
ARANIZA HOŞGELDİM

Bar Life

Bar Life ¬
Yengeç ve Kırmızı Bulut
 









 Takvim
19  Mayıs 2012  
Pts Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


 








 

 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.8236 1.8324
  Euro 2.3158 2.327
 




 Hava Durumu



 















RESTAURANT-CAFE/BAR | EĞLENCE MEKANLARI | YEME-İÇME KÜLTÜRÜ | OTEL-TATİL KÖYLERİ | DONANIM VE EKİPMAN | SEKTÖR HABERLERİ | SEKTÖR ETKİNLİKLERİ | MÜZİK GÜNDEMİ | MAGAZİN DÜNYASI | EKSTREM SPORLAR | OTOMOBİL DÜNYASI | EKONOMİ DÜNYASI | ALIŞVERİŞTE TREND | SAĞLIKLI YAŞAM | Spor Haberleri | BİR KONU-KONUK | ÖZEL ROPÖRTAJLAR | AKDENİZ TURİZMİ | EGE TURİZMİ | KARADENİZ TURİZMİ | KÜLTÜR TURİZMİ | Gizlilik Politikası


 
 

BarlifeHaber.Com Bir ENFORMASYON MEDYA GRUBU Kuruluşudur. Tüm Hakları Saklıdır Destekleyenler : Hayvancılık Program - Medikal - Cinsel Sağlık - Kanser - Saat - Kemoterapi - Breast Gain

Cilem.net'e Teşekkürler..